#yaşam

OM MANI PADME HUM

AYHAN SİCİMOĞLU | 29 Nisan 2017 #yaşam

“Zinciri kırmanın ve sonsuz rahata kavuşmanın tek bir yolu var: Nirvana’ya ulaşmak.”

Phewa gölü kıyısında Nirvana’yı mı arıyorum acaba?

Bu ülkede doğum şöyle anlatılıyor. Ana rahminden kanlar, kaygan sıvılar, kordonlar ile çıkıyorsunuz (ve bu arada ananız da ızdırap içinde). Sırtınıza bir şaplak, ciğerler hava doluyor ve bir viyaklama. Hoş geldin hayat veya en başından ölene kadar da ızdırap. Ölüm ile bu ızdırap muhabbetinden öyle kolay kolay kurtulamıyorsunuz, yani ölüm bir son veya bir kurtuluş değil. Reenkarnasyon muhabbeti; yani belki başka bir hayvan şeklinde dünyaya geri gelmek. Ölüm ise basit bir ruh transferi. Bu kısır döngü milyonlarca sene devam edip duruyor. Doğum, ızdırap, transfer, yeniden doğum, ızdırap, transfer, yeniden doğum, ızdırap…

Zinciri kırmanın ve sonsuz rahata kavuşmanın tek bir yolu var: Nirvana’ya ulaşmak.

Nirvana’nın kelime anlamı “söndürmek”. İçimizde söndürmemiz gereken üç ana yangın var. Raga: Hırs ve cinsellik, Dvesha: Nefret ve kıskançlık ve Moha: Cehalet ve vurdum duymazlık. Bu yangınlar tamamen söndükten sonra Nirvana’ya erişebiliyoruz. Bu ders bir tam gün geçirdiğim Nepal’in ana şehri Katmandu’daki Boudhanath Tapınağı rahipleri tarafından anlatıldı bana.

Boudhanath Tapınağı kule detayı

“Boudhanath Stupa” Güneydoğu Asya’nın en büyük Budist tapınağı. Traşlı kafalı cılız Tibetli Budist rahipler, floresan oranj ve vişne renkli şallara bürünmüşler, saat yelkovanı yönünde tapınak etrafında dönüp duruyorlar. Tapınak 14’üncü asırda inşa edilmiş. Kubbe, kainatı temsil ederken, üst kısımda dört yöne bakan Buda gözleri var, “erdem kişi”nin gözleri bunlar, insanlık gözaltında. Burun kısmında “1” rakamı var. Budizm öğretileri için tek “1” yol var anlamına geliyor. Üst kısmında ise 13 basamak var, gökyüzüne doğru ve altın renginde. Nirvana’ya ulaşmanın detayı, 13 şart. En tepedeki lotus çiçeği ise ulaşılan Nirvana’yı sembolize ediyor. En alt kısımda, perdeler arkasında, insan eli uzanacak hizada dua silindirleri var. Yürürken bu silindirleri elleri ile döndürüyorlar, bir yandan da bir melodi mırıldanıyorlar. “Om Mani Padme Hum” Ommmmm mani Padme Hummmmmmm, Ommmmmm mani Padme Hummmmmmm…

“Ommmm” sesi, kainat yaratılırken başlayan titreşimin sesi. Bu titreşim kütlelerin dönmesinden kaynaklanıyor; çocukken oynadığımız topacın hızla dönerken çıkardığı ses misali. Dünya, gezegenler, dervişler vesaire... Bu titreşimin ve dönmenin kesilmesi kıyamet günü demek. Dönmesi duran veya yavaşlayan bir dünya düşünün. Mani ise “mücevher” anlamında. Padme: Kutsal çiçek lotus, yani nilüfer. Hum: Aydınlanma ruhu. Lotus (nilüfer), bataklıktan doğan ve bataklıkta yüzen eşsiz güzellikte bir çiçek. Sabahın ilk ışıkları ile üzerindeki çiğ taneleri mücevher gibi parlıyor. “Aslında biz de çok gösterişli bir ortamda dünyaya gelmiyoruz”, dedi Budist rahip: Kanlar, kordonlar, kaygan sıvılar, vesaire.

Ancak, belki bir mücevher gibi parlayabiliriz bu ızdırap dolu hayatta. Bu melodiyi mırıldanarak dönüyoruz tapınağın etrafında. Aslında “tavaf” ediyoruz (İslam ve diğer dinler ile benzeşen noktaları çok ilginç).

“Nepal Federal Demokratik Cumhuriyeti”, kuzeyinde Çin ve güneyinde Hindistan arasına sıkışmış ince uzun bir ülke. Dünyanın çatısı Nepal’de 8.000 metreleri geçen Himalayalar, uçak penceresinden bulutların üstünde sürrealist bir tablo gibi uzayıp gidiyor. Başkent Katmandu Havalimanı’nda eski terminale, eski Türk filmlerindeki Yeşilköy Havalimanı tarzı yürüyerek gidiyorsunuz.

30 milyona yakın Nepal halkı çok güleryüzlü, sakin ve uyumlu. Çoğunluğunu Hint asıllı Gurkalar, Güney Hindistan’dan gelen Bhuitalar ve Newarların oluşturduğu halkın yüzde 80’i Hindu. Nepal dünyanın tek Hindu krallığı imiş. Kişi başına 240 dolar ile dünyanın en fakir ülkelerinden. Çok çeşitli etnik halk, 100’den fazla ayrı lisan konuşuyor (insanların, aralarında Hintli aksanı ile İngilizce konuşarak anlaşması çok tuhaftı).

Uzun yıllar monarşi ile idare edilen ülke, çok trajik ve tuhaf bir olaya da tanık olmuş: 2001 yılında bir saray akşamı yemeği... Tüm kraliyet ailesi masada, kralın bir kardeşi iş gezisinde. Sarhoş olduğu için, babası Kral Birendra tarafından masadan kovulan Prens Dipendra, bir süre sonra bir elinde MP5K, diğer elinde M16 makinelileri ile yemek masasına gözü dönmüş olarak geri döner. Sarhoş Prens, ilk önce bir el havaya ateş eder, sonra sırası ile babası Kral Birendra’yı, annesi Kraliçe Aiswarya’yı, kardeşleri Prens Nijaran ve Prenses Shuriti’yi; akabinde de amca, teyze ve kuzenlerini öldürür. Bir amca hariç, 10 kişilik kraliyet ailesini ortadan kaldıran prens, koşarak bahçeye çıkar ve bahçedeki köprüde kafasına sıktığı son bir kurşun ile intihar eder. Bu olay gerçekte monarşinin sonudur. Bir komplo teorisine göre de kralın yerine geçen kardeşi tüm bu katliamı tasarlamış diye okudum bir yerde??? Mırıl mırıl yollarda dip dibe yürüyen kedi gibi sessiz insanların bu tip bir katliam yapması çok tuhafıma gitti doğrusu.

Bugün bir nevi parlamento ile idare edilen ülkenin insanları, bu yeni sistemden pek de memnun değil. Dünyanın en büyük akarsularının ve en verimli topraklarının ülkesinde günde 16 saat elektrik kesintisi var. Çeşmeler önünde, ellerinde bir yığın plastik bidon ile kavga eden rengarenk giysili, altın takılı, sürmeli kara gözlü esmer kadınlar gördüm. Türkiye’de bu tip fotoğrafları biz çok gördük tabii ama bence en acıklı ve vahimi Nepal’de de aynen emrinizde. Eski yapılara kıymet vermeme, acımasızca ve saygısızca yıkma ve yerine beton yığınlarından iğrenç bir şeyler yapma hastalığı. Tedavi edilmesi gereken kısmı da tüm bunların “medeniyet” olarak algılanması. Çok bakımsız bir ülke, hele depremden sonra neredeyse yıkılmış gitmiş. Yollar delik deşik, 230 km yolu korku filmlerini aratmayacak bir minibüs seyahati ile 9 saatte katettik. Sağ salim yolu tamamlarsak tapınakta tanrılara bir adak sözü verdim.

25 Nisan 2015’te 7.8 şiddetinde bir deprem, ardından da 7.3 kuvvetinde bir artçı ile ülke yıkılmış. 8.600 kişi hayatını kaybetmiş. Yüzlerce eşsiz tapınak da yok olmuş gitmiş...

Sahibesi Sangita Shrestha ile UNESCO’nun koruma altına aldığı, dünyanın en büyük Newar ahşap işçiliği koleksiyonuna sahip oteli Dwarika’sın bahçesinde. Sangita, depremden zarar görmüş 1.800 köylüye yardım etmiş; okul ve iş sağlamış.

Dwarika Das Shrestha, 1950'li yıllarda Katmandu’nun eski, yıkılmaya yüz tutmuş tapınaklar mahallesinde bir rutin “jogging” sırasında soluk almak için durur. O anda bir köylünün inanılmaz güzellikte bir ağaç parçasını kesmekte olduğunu görür. Ağaç, yıkılmakta olan bir tapınaktan çıkma, işlemeli bir ağaç sütundur. Köylüye bir değiş tokuş teklif eder. Oymalı ağacı evine kadar getirirse kendisine yakacak kalitede odun verecektir. Dwarika, bahçesine yerleştirdiği, yüzyılların ışığını saçan inanılmaz güzellikteki bu ağaç parçasına aşık olur. Başlar benzerlerini toplamaya ve toplatmaya. Eski ağaçları alıp yerine yakacak odun veren bu garip adamı duyan insanlar, başlarlar tüm oymalı ağaçları Dwarika’nın bahçesine taşımaya. Bir süre sonra bahçe dolup taşar ve Dwarika’nın yaratıcı beyninde şimşekler çakmaya başlar:

”Tüm bu enteresan ağaçlardan ve el yapımı eski tip tuğlalardan bir bina inşa etmek.” İşte şimdiye kadar misafiri olduğum en şık otellerden birisi Dwarika’s. Katmandu’nun tozlu ve kalabalık sokaklarından döndükten sonra, “paşmina” atkılara bürünüp nefis avluda içtiğim “masala çayı”nın rehavetini hala unutamıyorum. Paşmina: 6.000 metrelik Himalayalarda yaşayan keçilerin, karın altlarında ilkbaharda çıkan en ince, en koruyucu , en hafif ve en yumuşak kıllardan elde edilen yün. Bir paşmina atkı için yüzlerce keçi gerekli. İyi kalite bir paşmina şal ise 2-3 bin dolar civarında. Ama dikkat edin, sakın şatuş olmasın. Şatuş ise dokuması, yapılması ve satılması yasak; Tibet’te yaşayan ve nesli tükenmekte olan dağ antiloplarını öldürerek elde edilen, en nadir yün. Büyük boy bir şatuş şalın bir evlilik yüzüğü içinden geçtiği rivayet edilir.

Nepal bayrağı altında. Sağda Nepal’in İstanbul Başkonsolu Prof. Dr. Günseli Malkoç.

Günseli Hanım, yıllarca Nepal üniversitelerinde öğretim görevlisi imiş. Bu ülkeye gönül vermiş. Nepal bayrağı dünyada ülke bayrakları arasında dikdörtgen olmayan tek bayrak. Sivri uçlar Himalayaları, kırmızı renk Himalayaların orman gülü çiçeğini, mavi ise barışı simgelerken; yukarı üçgendeki “ay” barışı, aşağıdaki güneş cesur Nepal halkını temsil ediyor.

Ayhan Sicimoğlu - Nisan 2017

YAZAR HAKKINDA

AYHAN SİCİMOĞLU

Sanatçı Ayhan Sicimoğlu, gezi ve kültür programları ile tanınmaktadır. Müzisyen, gezgin, radyocu, TV programcısı Sicimoğlu; Hacettepe Üniversitesi’nde Ekonomi eğitimi almıştır. Üniversite eğitiminin ardından fotoğraf ve film tekniklerini öğrenmek için İngiltere’ye giden sanatçı, müzisyen olarak beş yıl Roma’da yaşamış, ardından New York’a yerleşmiştir.

Son dönemlerde TV’de "Ayhan Sicimoğlu ile Renkler" adlı gezi ve kültür programını, Digitürk'te "Gastronomi Maceraları" ve İZTV'de "Limonata" programlarını hazırlayıp sunmaktadır. Joy FM’de "Latin Lover" radyo programını yürütmekte ve kurucusu olduğu "Latin All Stars" grubu ile performanslar sergilemeye devam etmektedir.

BENZER İÇERİKLER