#yaşam

ORADA BİR ADA VAR UZAKTA...

NESLİHAN BEHMUARAS | 8 Ağustos 2014 #yaşam

Ama çok da uzakta değil. Önce Türk Hava Yolları ile İstanbul'dan direkt uçuş ile Napoli'ye uçuyorsunuz. Napoli'den havaalanına yaklaşık 20 dak. mesafede limana geçip, hızlı feribot ile sizi sizden alacak, rengarenk dokusu, mis gibi limon kokusu ile bu şirin adaya, "Capri Adası"na ulaşıyorsunuz.

Eğer aynı yerlere gitmekten sıkıldıysanız, doğanın en güzel renkleriyle, mutfaktan çıkabilecek en leziz tatlarla, denizin mis gibi kokusunda ve maviliğinde, sandalet ve şortunuzla tam bir adalı gibi özgürce gezebileceğiniz tatil keyfini arıyorsanız, size tavsiyem; İtalya'nın güneyindeki Capri Adası...
Porto Grande limanından adaya adım atar atmaz, kendinizi farklı bir dünyada buluyorsunuz ve işte o an "tatiliniz" başlıyor.
Nerede mi kalacaksınız? Adaya has, üzerleri tente ile kaplı, uzatılarak modifiye edilmiş taksiye binip, sizi adanın en güzel, en sanat dolu ve Michelin yıldızlı restoranlarıyla ünlü otele götürmesini söyleyin. Otel ismi vermenize gerek yok zira taksici "Capri Palace Hotel"e gitmek istediğinizi hemen anlayacaktır.
Otele girer girmez, lobide, koridorlarda heykeller, ünlü ressamların tabloları size hoşgeldiniz diyecek. Yok merak etmeyin müzeye gelmediniz, otelin İtalyan ortağı Antonio Cacace'nin titizlikle koleksiyonuna dahil ettiği eserler tıpkı otelin güleryüzlü, nazik personeli gibi sizi "hoşgeldiniz" diyor sadece...
Bu arada şayet suit odalardan yana tercihinizi kullandıysanız odanızın numarası yerine ismi olacak; Rus ressam Kandinsky, Hollandalı ressam Mondrian ve İspanyol ressam-heykeltraş Miro veya Audrey Hepburn gibi. Ve Capri adasındaki her bir gününüze odanızda başucunuzdaki bu ünlü sanatçıların eserleri veya fotoğrafları ile "günaydın" diyerek başlayacaksınız. Düşünsenize, her sabah uyandığınızda Audrey Hepburn size gülümsüyor, o gününüzün kötü geçme ihtimali olabilir mi?
Otelimize yerleştiğimize göre şimdi adayı keşfetme zamanı! Ama otelden ayrılmadan önce akşam için muhakkak otelin 2 Michelin yıldızlı L'Olivio (zeytin ağacı) adlı restorana yerinizi ayırtın, akşama çok geç olabilir. Yanınıza fotoğraf makinenizi alıp, otelin hemen yanındaki fünikülere binerek Monte Solara tepesine çıkıp, bütün adanın ve çevresinin insanı büyüleyen manzarasının tadına bakın. Gökyüzünün maviliği şapkanız, adanın yemyeşil ve renkli çiçekleri ise elbiseniz olacak adeta. Bol fotoğraftan sonra sırada aşağıda Anacapri ve Capri'yi gezmeye geliyor. Anacapri zaten otelin ve fünikülerin olduğu yer ve çevresi tatlı, küçük bir İtalyan kasabası. Küçük pizzacılar, hediyelik eşya satan dükkanlar, dünyaca ünlü sandalet ustalarının atölyeleri... Capri sandaletlerinden almadan dönmeyin. Rivayete göre İmparator Tiberius Capri Adası'nı kendine ev olarak seçmiş ve burada üstü bantlı terlikler giyerek bu tür terlikleri adanın sembolü haline getirmiştir. Capri sandaletleri ile olduğu kadar seramikleri ve limoncello'su ile de ünlü. Bunun dışında eğer şapka seviyorsanız burası saatlerce şapka denemesi yapıp, sonunda aradığınızı bulacağınız bir yer. Sandaletinizi, şapkanızı seçtiğinize göre Capri'ye inmeden önce sırada buz gibi taze üretilmiş Limoncello'yu yudumlamakta...
Anacapri ne kadar sakin, bakir, küçük bir kasaba ise Capri şaşası ile sizi o kadar şaşırtacak. Adanın kendine has mimarisi, renkleri içine serpiştirilmiş dünyanın en ünlü markalarının mağazalarının olduğu daracık sokaklarda dolaşırken acaba ben Vogue dergisinde sanal bir turda mıyım diyebilirsiniz? Aman elinizde makineniz hazır olsun zira bir anda yanınızdan Hollywood yıldızlarından biri mesela; Leonardo Di Caprio, Gwyneth Paltrow, Harrison Ford , Julia Roberts... geçebilir. Capri Adası, Hollywood yıldızlarının da bir numaralı tatil merkezi ama en doğal halleri ile tatil yaptıkları bir cennet.
Veeeee deniz zamanı geldi değil mi? Adada birçok özel plaj mevcut ve tabii ki küçük teknelerle adanın çevresinde ada turu imkanı da var. Bu turu muhakkak yapın. Ayrıca zamanında Romalı imparatorların özel banyoları olarak kullandıkları “Blue Grotto – Grotto Azzurra” mağaraları ‘gozzo’ (ahşap kayık) kiralayarak görülmeye değer. Adanın bütün kıyılarını sarmış mercanların arasında yüzmek ise bir başka yaşanması gereken zevk.
Ve son olarak; yemeklerinizde tercihiniz bol bol pizza ve deniz mahsülleri olsun. Ayrıca; Capri spesiyaliteleri olan ‘Ravioli alla caprese’, ‘insalata caprese’, ‘torta caprese’ tatmadan geri dönmeyin.
Capri Adası için yazacak o kadar çok şey var ki, ne blogun satırları yeter yazmaya, ne de sizin zamanınız okumaya. O yüzden bu kısa özet turun ardından size önerim yaz bitmeden ilk tatil planınıza Capri Adasını dahil etmeniz. Adanın sezonu ve tadı Mayıs ortası - Ekim başı arasında çıkıyor, yani halen vakit varken hemen şimdi rezervasyonlarınızı yaptırmaya ne dersiniz? Eğer giderseniz, limon ağaçlarına, kırmızı mercanlara, kimbilir hangi ressamın paletinden dökülmüş renklerle batan güneşe ve sahildeki rengarenk ahşap kayıklara selamımı söyleyin, henüz geldim yanlarından ama çoktan özledim bile onların insana huzur ve keyif veren enerjilerini.

 

 

etiketler

YAZAR HAKKINDA

NESLİHAN BEHMUARAS

BENZER İÇERİKLER