#yaşam

SONBAHARDA EGE'DE BİR ADA

AYHAN SİCİMOĞLU | 28 Ekim 2016 #yaşam

Bodrum Havalimanı’nından KIA ile Ören Marina 50 dakika...

Teknemiz bu aralar, bilhassa İtalya’da çok popüler olan bir “RIB” (Rigid Inflatable Boat) yani sert gövdeli, yanları şişme tüplü bir deniz aracı. Açık denizlerde sürat yapabilen seri bir tekne. Yandaki 6 kompartımanlı, yüksek performansa dayanıklı Hypalon tüpler sayesinde gövdesi hafifliyor ve 265 beygir gücündeki iki motoru ile saatte 35 deniz mili seyir hızı ile dalgaların üzerinde adeta uçuyor. Tüpler otomatik bir pompa ile şişiyor. Bu süratte Ege Adaları birbirlerine çok yakın artık, nitekim 3 günde 3 ada gezdik ve 4 TV filmi çektik.

“Ören Marina” masmavi Gökova’nın koynunda, pırıl pırıl ve yepyeni. Gece kulübü, butikler, sıra sıra lokantalar... AVM vesaire yok burada. Hakiki denizcilerin bağlı olduğu, marina gibi bir marina. Marina içinde, güvertenizden suya dalıp yüzebilirsiniz, denizin dibi görünüyor. Eğer o kaptan kılıklılar denize açılmaya üşenip, pis sularını gece vakti basmazlar ise, bu şekilde de kalır.

İlk durağımız “Bozburun Yat Kulübü”. Hazırlık vesaire biraz geç kaldık ve deniz biraz yükseldi. Knidos burnunu dönene kadar pruvadan biraz dayak yedik ama sonraları burnu dönünce pupa rüzgarı ile 35 knot’a yükseldik. 2,5 saatte 75 mil yaptık.

Bozburun'da her zamanki gibi sükunet ve iyi yemek var. Karadan yolu yok, bazı mekanlardan cep telefonu çekmiyor ama internet mevcut. Zeynep Hanım’ın idaresindeki mutfak müthiş, daha ne istersiniz. Ha... sabah kahvaltısına kuş sütü de ayrıca ilave ediliyor.


Dünyanın en güzel iki tayfasını da ekibimize katıyoruz. Milli yelkencilerimizden Edhem Dirvana ve ekranların yetenekli ve güzel kızı Tanem Sivar Dirvana.

Ertesi sabah yufka sular ile (Piri Reis tabiridir) yola koyulduk. Musetta ile Simi sadece 20 dakika.

Simi'ye giriş oldum olası, her seferinde beni heyecanlandırır. Aynen 30 sene evvel ilk girişimde olduğu gibi.


30 sene evvel kimseler uğramazdı bu adaya. Türk bayraklı yelkenlim “Atılgan” ile limana girişimde, bir Yunan sahil muhafaza botu kıyıya yanaşana kadar beni takip etmiş ve ben karaya basana kadar da alargada beklemişti.

Adet olarak, kıyıya bağlandıktan sonra duş almadan, tıraş olmadan, temiz beyaz şortumu, lacivert çizgili denizci tişörtümü ve beyaz lastik ayakkabılarımı giymeden karaya ayak basmazdım. Tüm bu süre zarfında kıyı emniyet subayları beni beklemişlerdi. Sonra sırasıyla pasaport polisine ve Gümrük ve Liman Dairesi'ne gidince gözetlemeyi bırakmışlardı. Akşam vakti limanda gezerken sivil kılıkta aynı subaylar bana bir kadeh uzo ısmarlamışlar, özür dilemişlerdi. O gün bu gün, bana dost bir adadır bu Simi. Aslında bu dostluk çok eskiye dayanır. 1522'de Sultan Süleyman Rodos kuşatmasına büyük bir donanma ve ordu ile gelince, sıranın sonra kendilerine geleceğini anlayan Simyotlar (Simililer) akıllı davranmış ve en güzel kızlarını seçip, en güzel entarilerini giydirip, sepetlere çiçekler, kokulu otlar ve beyaz ekmekler doldurup en seçkin süngerleri ile Sultan’a yollamışlar. Sultan da pek memnun kalmış, buna karşılık hiçbir adaya tanımadığı imtiyazları bu adaya tanımış.

- Adanın idaresi, tamamen kendi aralarında seçecekleri bir ihtiyarlar heyetine ait.
- Tüm Akdeniz’de Osmanlı karasularında sınırsız sünger avlama fermanı.
- Padişahın özel ulakları olma vazifeleri. “Sömbekir” yelkenlileri ile Akdeniz’in en hızlı yelkencileriymiş. Yelkenliler, bu adı adanın Osmanlıca adı olan “Sömbeki”den almış ve Piri Reis’e göre “Yakın” demekmiş. Nitekim Datça'ya kürek çekme mesafesinde.
- Tüm bunlar bir yana, çok az da vergi alınmış adalılardan.

30 sene evvel geldiğimde, benden bir-iki sene evvel gelmiş bir barmen tanıdım adada. “Manos”, cana yakın, cin gibi bir adam. Anında dostluklar gelişti ve seneler boyunca bu dostluk filizlendi. Manos da yürüdü gitti... Müşterilerinin çoğu Türk. Şu anda benim bildiğim kadarı ile; bir pahalı ana lokantası, ki daha çok Türk müşterilere servis veriyor, hemen yanında daha hesaplı ve “tur turizmi”ne hizmet eden bir lokanta, karşı kıyıda bir Pizzeria, bir pastane ve çocuklarının işlettiği yeni açılan bir suşi lokantası, buranın üst katında bir resim galerisi ve birkaç çok şık pansiyon/butik otel... Bakar mısın adama...

Gelmeden evvel aradım, her sene çağırır ama genelde yaz ortası turistik mevsimde gitmem. Uzaktan botu görünce kırmızı önlüğü ile fırladı. “Welcome home brother!” diye kollarını açarak bağırmaya başladı. “Evine hoş geldin kardeşim!" Bağlandık, motorlar istop, daha ayakkabılarımı bile yere bırakmadan kucaklaştık. Hemen ayaküstü minik Simi karideslerini leblebi gibi ağzımıza atarak minik kadehlerden uzoları yuvarladık. Gümrük ve Liman Dairesi'ne gitmemiz lazım, biz dönene kadar da Manos bana sürprizini hazırlayacakmış. Gümrük memuru çok kibar ve temiz bir ofisi var. Bize su ikram ediyor. Birkaç fotokopi ve bizi azad ediyor.

Liman Dairesi, adanın eşsiz güzellikteki “Neo Klasik” yapılarından bir tanesinde. Bahçe kapısından girer girmez bir kaplumbağa gözüme ilişiyor, yalnız kaplumbağanın kabuğunun üstünde “LEO” yazıyor?? Babayiğit Rum memur izah ediyor, “Bizde bunlardan üç adet var, isimleri üzerlerinde yazar, büromuzun “pet” leri”.


Niketim bizler koltukta oturup evrak beklerken, Leo’yu ofis içerisinde dolaşıyor görüyoruz. “Memurları teftiş eder” dedi, adalı balıkçı, “Kaplumbağa hızı ile mi çalışıyorlar?” diye yanıtladım. Ardından sessiz bir kahkaha attı...

Dönüşte genç bir adam el sallıyor ve oturduğu kafenin koltuğundan fırlayıp, bir koşu yanımıza geliyor. 



Adanın belediye başkanı Lefteris, herkes gibi, “İki senedir uğramadın adaya” diye sitem ediyor. Dördüncü kez seçilmiş ve bu arada gayet güzel İngilizce öğrenmiş. Adayı hala iyi koruduğu için tebrik ediyorum. İtalyan modacı Giorgio Armani gelmiş ve gördüğüm en güzel Yunan Adası demiş, Lefteris bu laf ile çok gurur duyuyor. Eh, haklı...

Dönüşümüzde her şey hazır. Manos bir bota masalar, iskemleler, kap kacak doldurmuş. Biz diğer bota bindik. Manos’un kayınbiraderi Michaelis bizi ıssız ve berrak, cennet gibi bir koya götürdü. Yüzen dev bir metal sal ve iki çember balık çiftliği var yanında. Hemen masalar kuruldu, ocaklar bağlandı ve Michaelis dalgıç elbisesini giymeye başladı. Bizler çilingir sofrasında demlene duralım Michaelis üç ıstakoz ve bir ahtapot ile döndü.


Şimdi sıra genç Yiannis’te. Ahtapotu kayalarda döverek yumuşatıp, akşama saklayacağız ama ıstakozlu linguine (yassı makarna) yapacak. Soğanlar doğrandı ve zeytinyağında kavrulmaya başlandı...

Istakozlar pişince tavadan çıkıyor, yana soğumaya bırakılıyor, tavaya su ekleniyor, makarna çiğden atılıyor, yani aynı tavada ıstakoz suyu ile pişecek... Pişmeye yüz tutunca, ıstakoz kabuklarından kısmen çıkartılıyor ve sonuna doğru tavaya geri konuluyor.

Yemek hazır, haydin sofraya. Ben müsadenizle pijamalarımı giymeye gidiyorum; yemeyeceğim, yanında yatacağım...

Ayhan Sicimoğlu - Ekim 2016

Yazıyı bitirmeden Simi’den bir yazı paylaşayım sizinle.


Daha fazla RÜYA GÖRÜN
Daha az ŞİKAYET EDİN
Daha fazla DİNLEYİN
Daha az KONUŞUN
Daha fazla SEVİN
Daha az TARTIŞIN
Daha fazla ÜMİTLENİN
Daha az KORKUN
Daha az ENDİŞELENİN
Daha fazla İNANIN
Daha az ŞÜPHELENİN
Daha fazla OYNAYIN
Daha az ÇALIŞIN

YAZAR HAKKINDA

AYHAN SİCİMOĞLU

Sanatçı Ayhan Sicimoğlu, gezi ve kültür programları ile tanınmaktadır. Müzisyen, gezgin, radyocu, TV programcısı Sicimoğlu; Hacettepe Üniversitesi’nde Ekonomi eğitimi almıştır. Üniversite eğitiminin ardından fotoğraf ve film tekniklerini öğrenmek için İngiltere’ye giden sanatçı, müzisyen olarak beş yıl Roma’da yaşamış, ardından New York’a yerleşmiştir.

Son dönemlerde TV’de "Ayhan Sicimoğlu ile Renkler" adlı gezi ve kültür programını, Digitürk'te "Gastronomi Maceraları" ve İZTV'de "Limonata" programlarını hazırlayıp sunmaktadır. Joy FM’de "Latin Lover" radyo programını yürütmekte ve kurucusu olduğu "Latin All Stars" grubu ile performanslar sergilemeye devam etmektedir.

BENZER İÇERİKLER