#yaşam

VOLKAN TEPELERİNDE GEÇEN ASYA GÜNLERİ

KERİMCAN AKDUMAN | 23 Mayıs 2016 #yaşam

Endonezya'da klasik bir Chevrolet

Singapur’da geçen günler sonrasında Güneydoğu Asya’da en çok merak ettiğim ülke olan Endonezya’ya hareket ediyorum. Hem ülkeye alışmak hem de seyahatimi planlamak için gri başkent Jakarta’da birkaç gün geçiriyorum. En sevdiğim yerin kaldığım hostelin terası olduğunu söylersem şehirle kurduğum derin ilişkiyi anlayabilirsiniz.

Üstünde çizimler olan siyah bir tahtanın önünde bir erkek ve kadın

Dünyanın en büyük Budist tapınağı olan Borobodur’da Merapi Yanardağı manzarası

Sıkıcı Jakarta günleri sonrası rotayı Yogyakarta şehrine çeviriyorum. Java adasının beyni Jakarta ise kalbi Yogyakarta. Yerellerin deyimiyle Yogya. Şehre varır varmaz orijinal sokak sanatlarına, her sokak arasından pıtrak gibi fırlayan ufak sanat galerilerine, rengarenk vitrinleri ile batik dükkanlarına tav oluyorum. Eski sultan sarayında yüzlerce yıllık Wayang Kulit gölge tiyatrosuna denk geliyorum. 2 gün diye başlayıp 5 güne çıkan günleri dünyanın en büyük Budist tapınağı olan Borobodur’da Merapi Yanardağı manzarasıyla güneşin doğumunu izleyerek sonlandırıyorum.

Güneşin batışını izleyen iki insan

Püskürmeye başlayan Bromo Yanardağı

Bu defa istikamet bir şehir değil; bir volkan: Bromo. Ancak seyahat boyunca genelde beni yalnız bırakmayan talihim bu sefer yüzüme gülmüyor. Bromo püskürmeye başladığı için krater yürüyüşleri ve çevresindeki milli parka girişler yasaklanmış. Bu nedenle tüten Bromo ve çevresindeki volkanları uzaktan bir tepeden izliyorum.

Ijen Volkanı'nın gece görünümü

Bromo ziyaretinden sonra ise sıra Endonezya’ya en önemli geliş nedenim olan Ijen Volkanı’na geliyor. Ijen sıradan bir volkan değil. Krater gölünün hemen yanında bulunan sülfür madeniyle ayrışıyor. BBC’den National Geographic’e kadar bir çok önemli basın kuruluşu bu madenle ilgili çekimler yapmak için Ijen’e geliyor. Öte yandan krater gölü de dünyanın en asidik göllerinden biri.

Ijen Volkanı'nında gece görülen mavi alevler

Sülfür madenini sadece gündüz değil gece de ziyaret etmek gerekiyor. Dünyada sadece iki yerde görülen “mavi alev”i görmek için Ijen Volkanı tırmanışı gece 1’de başlıyor. Yaklaşık 2,5 saatlik bir tırmanış sonrası kratere ulaşılıyor. Ancak bu noktadan sonra gaz maskesi takma mecburiyeti var. Rehberlerden kiralanan maskeyi takıp, zifiri karanlıkla fenerlerle mücadele edip kayalardan krater gölü seviyesine inmeye çalışıyoruz.

Ijen Volkanı'nında sülfür nedeniyle maske takmış bir insan

Ijen Volkanı civarındaki krater gölü

İnişe başladıktan kısa bir süre sonra, gecenin karanlığında mavi alevi uzaktan görmeye başlıyoruz. Madenden çıkan sülfürik asidin yanmasından dolayı ortaya çıkan ve metrelerce uzayan muazzam bir doğa olayı. Adımlarımı sıklaştırıp bir an önce yakınına gitmek için aşağı iniyorum. Sülfür madeni, madenden tüten sapsarı koyu duman, mavi alev, geceyi yarıp geçen fener ışıklarıyla adeta Mars yüzeyindeyim. 1,5 saat boyunca yoğun sülfür dumanı altında fotoğraf çekip, dev bir oyun parkına düşmüş çocuk coşkusuyla sağa sola koşturduktan sonra gün doğumunu izlemek için kraterin tepesine doğru koyuluyoruz. Bu esnada günün ilk ışıklarıyla mavi alev gözden kayboluyor.

Ijen kraterinde işçiler

Ijen kraterinde poz veren bir işçi

Ijen krater gölünün tepeden görünümü

Tepede esen yoğun rüzgara rağmen keyfimden ödün vermeden termosumda tüm tırmanışta taşıdığım sıcak çayla ve çantamdaki bisküvilerle Ijen kraterini ve tüten sülfür dumanını izleyerek kahvaltı ediyorum. Geldiğimiz yoldan inmeden önce madende çalışan işçilerle biraz sohbet ediyoruz. 50-55 kiloyu geçmeyen genç erkekler yaklaşık 70-80 kiloluk sülfür sepetlerini her gün 12 kilometre boyunca gece nefes nefese çıktığımız yamaçtan taşıyor. Üstelik madene girerlerken ne maskeleri ne de bir korumaları bulunuyor. Hepsi genç çünkü burada çalışanların çoğunun yaşam süresi oldukça kısa. En iyi durumda günlük 7-8 dolarlık kazanç elde edebilen madenciler her şeye rağmen hala gülüyor ve kesinlikle duygu sömürüsü yapıp kimseden para istemiyor.

Bali adasında bir tapınak

Ubud'da kalabalık bir sahil

Ijen sonrası kısa bir yolculukla bu sefer Bali adasına geçiyorum ve adanın ruhani arınma merkezi Ubud’a yerleşiyorum. Ancak Hollywood filmlerinin etkisiyle buraya dolan batılılar yüzünden Ubud oldukça yapmacık bir atmosfere sahip olmuş. Birkaç gün sonra bu sıkıcı insanlardan bıkıp dümeni deniz kenarına Canggu’ya kırıyorum. Burası Bali’nin merkezini oluşturan Kuta bölgesinin kuzeyinde yer alan bir sörf merkezi. Bu nedenle ufak köydeki her şey sörf odaklı. Acemilerden ustalara her türlü sörfçü için son dönemin favori mekanı olarak kabul ediliyor adada. Üstelik şahane lokanta ve denize yakın barlara sahip.

Canggu'da gün batımı

Canggu'da gün batımı

Bali’de sörf, deniz, Endonezya birası Bintang ve fıstık soslu tavuk şiş ekseninde geçen günler sonrasındaysa komşu ada Lombok’a geçiyorum. Lombok, Bali’nin 30 sene önceki hali gibi görülüyor. Adadaki asıl hedefim Endonezya’nın en yüksek volkanlarından olan Rinjani’ye tırmanmak ancak yağmur sezonu başladığı için dağın içinde bulunduğu milli park kapatılmış. Bir önceki sene iki turistin yağmur sezonunda yaptıkları tırmanışta hayatını kaybetmeleri neden olarak gösteriliyor. Bunun üzerine sükunet içinde Lombok günlerini tamamlayıp Gili Air adasına geçiyorum.

Gili Air, motorlu hiçbir taşıtın olmadığı ve çevresini yürüyerek 1 saat 15 dakikada turlayabildiğiniz ufak bir ada. Etrafındaki mercan resiflerinden ötürü önemli bir dalış merkezi. Ancak illa tüplü dalış yapmanıza gerek yok. Gözlük ve şnorkelle de mercanları ve rengarenk balıkları rahatça izleyebiliyorsunuz. Çokça su altında geçen günler sonrası Bali’ye geri dönüyorum. Görmediğim 1-2 yeri daha ziyaret edip, beni Filipinlere götürecek uçağa atlıyorum.

Karanlıkta bir uçağın içi

Yeni bir ülke, yeni şehirlere gidiyorum derken uçak kalktıktan hemen sonra 1-2 gündür akan burnum, sonra kulaklarım tıkanıyor. Ateşimin çıkmasıyla olayın ciddileştiğini fark edip aktarma yapacağım Singapur’da kendimi revire atıyorum. Doktorun verdiği ilaçlarla biraz rahatlayıp, Manila uçağını beklemeye başlıyorum. Ancak o esnada tamamen anlık bir kararla Manila’nın dinlenmek için iyi bir yer olmadığına kanaat getirip Manila’dan Cebu şehrine bir uçak bileti alıyorum.

Macellan’ın korkunç zorluklarla geçen Pasifik yolculuğu sonrası Asya’ya varışlarını kutsamak için diktirdiği haç

Ateş, duymayan kulaklar ve soluk almayan bir burunla iki uçak değiştirip kendimi Cebu’da buluyorum. Hostele yerleşip, hızlıca bir şeyler yedikten sonra oldukça uzun bir uykuya dalıyorum. İki günü uyku ve dinlenmeyle geçirdikten sonra Cebu’yu turlamaya hazırım. Çocukluğumdan beri keşiflerini okuduğum Macellan’ın yerlilerle savaşırken hayatını kaybettiği yer olan Cebu çoğu seyyah için bir hac noktası. En önemli durak ise Macellan’ın korkunç zorluklarla geçen Pasifik yolculuğu sonrası Asya’ya varışlarını kutsamak için diktirdiği haç. Bu haç dini bir sembolden öte bu müthiş yolculuğun sembolü sayılmakta. Filipinliler ise bu hacın kutsal olduğuna ve şans getirdiğine inanıyor. Cebu şehrinin sokaklarından sonraysa artık ziyaret vakti artık Filipinler'in meşhur adalarına geliyor.

YAZAR HAKKINDA

KERİMCAN AKDUMAN

BENZER İÇERİKLER