#yaşam

“VÜCUT SAATİ”MİZİN KONTROL MEKANİZMASI KEŞFİNE NOBEL ÖDÜLÜ

| 3 Ekim 2017 #yaşam

İnsan vücudu pek çok yönden bir bilgisayarın çalışma şeklini andırıyor. Vücudumuzun da bir işlemcisi ve belleği olduğu gibi, davranışlarımızı ve bedensel işlevlerimizi etkileyen bir de “vücut saati” var. Nobel Tıp Ödülü’ne layık görülen ABD’li bilim adamları Jeffrey C. Hall, Michael Rosbash ve Michael W. Young da bu konudaki çalışmaları ile biliniyor.

Bu üç bilim insanı, “sirkadiyen ritim” olarak bilinen vücut saatini kontrol eden moleküler mekanizmaları ortaya çıkardı. Üçlünün bu konudaki araştırması meyve sinekleri üzerinde yapılmıştı fakat bulguları, bazı genler ve proteinlerin, insan vücudunun biyolojik saatinin çalışmasından sorumlu olduğunu ortaya koymuş oldu.

İnsanlar da dahil tüm canlıların biyolojik olarak bir ritim içinde hareket ettiği on yıllardır bilinen bir gerçekti fakat bu saat mekanizmasının nasıl işlediği hakkında bilgimiz yoktu. 2017’de Nobel Ödülünü kazanacak olan Rosbash ve Hall, henüz takvimler 1984’ü gösterirken, meyve sinekleri üzerindeki çalışmaları sırasında, periyod geni denilen bir DNA yapısının izolasyonuna odaklanmışlardı. Ekip, bu izolasyonu sağladıktan sonra işin arkasındaki gerçek proteinlere ulaşmayı başardı. Bir başka genetik materyal olan RNA ise DNA’yı deşifre ediyor ve bu talimatla, hücre tarafından protein üretilmesi sağlanıyordu. Rosbash ve Hall’un ileriki dönem çalışmaları meyve sineklerindeki RNA miktarının, sineklerin maruz kaldıkları ışık seviyesine ve günün saatine göre yükselip alçaldığını gösterdi. RNA da proteinleri kodlayan bölüm olduğuna göre PER adını taşıyan ilgili proteinin de zaman içinde yükselip alçaldığı görüldü ve sirkadiyen ritim üzerinde etkili olabileceği sonucu ortaya çıktı.

PER düzeyi yükseldikçe periyod geni de talimatları kendi kendine kapatıyordu. Bunun sonucunda PER proteini düzeyi 24 saatlik döngüler halinde değişiyor; geceleri yükselip gündüzleri yine düşmeye başlıyordu. Michael Young da “zamansız” ve “çift zamanlı” diye adlandırılan iki gen keşfetti. Bu iki gen de PER proteini düzeyinin istikrarını etkiliyorlardı. Sonuç itibarıyla PER düzeyi ne kadar istikrarlı ise vücut saati o kadar yavaş çalışıyor. İstikrarsızlaştıkça biyolojik saat de hızlanıyor.

Bu çalışmalardan önce biyolojik saatin arkasındaki moleküler mekanizmalar hakkında hiçbir şey bilinmiyordu. Üçlünün bu konudaki araştırmalarını Nobel Tıp Ödülüne layık gören Karolinska Enstitüsü, bu üç uzmanın çalışmalarının, bitkiler, hayvanlar ve insanların biyolojik ritimlerini, yeryüzünün geçirdiği köklü değişime nasıl adapte edebildiklerini açıkladığını ifade etti.

BENZER İÇERİKLER